Bu yılın en bomba yabancı dizisi; Hannibal!

Uyarlama dediğin böyle olur, bravo!

Ünlü Hannibal filmleri dizi oldu sayın seyirciler; hem de 2013 yapımı, dumanı daha üzerinde taptaze bir dizi!

Dün gece eşimle Hannibal’ı izlemeye başladık; Allah biliyor ya ikimiz de sinema filmi versiyonlarını çok seven tam birer Anthony Hopkins hayranı olarak, öncesinde biraz dudak büktük ve hatta burun kıvırdık dizi versiyonuna!

Bu kadar başarılı sinema filmlerinin ardından, Hannibal’ı sinema tarihinin en ağır karizma aktörü canlandırmışken; bir de üzerine dizi hâline getirmenin anlamı var mı diye sorguladık!

Sonra diziyi izlemeye başladık ve bayıldık! Olmuş yani, bu kadar yapılır! Bu güzel filmler ancak böyle bir diziyi hak eder, beş yıldızlı pekiyi verdik her ikimiz de!

http://www.youtube.com/watch?v=dnMgxYjWNZI

Dizinin çok kaliteli bir yapım olmasının yanı sıra Hannibal karakterini canlandıran Mads Mikkelsen role cuk oturmuş, performansı uzaydı ben size öyle diyeyim!

Özel ajan Will Graham rolünde de Hugh Dancy’yi izliyoruz ki onun da hiç aşağı kalır yanı yok bir bravo da o aldı bizden performansıyla!

Bryan Fuller yönetmenliğindeki Hannibal’ın başrollerinde Mads Mikkelsen, Hugh Dancy, Laurence Fishburne ve Caroline Dhavernas oynuyor.

Dizi, dünyaca ünlü psikiyatrist Dr. Hannibal Lecter ve gözlemlemekten sorumlu olduğu hastası FBI suçlu profili analisti Will Graham’ın arasındaki ilişkinin ilk dönemlerini anlatarak hikâyeye başlıyor.

Will Graham, suçluları anlayabilmesini sağlayan özel bir hayal gücü ve düşünce yeteneğine sahiptir, ancak bu yeteneği onun kişisel hayatına da etki ederek ona musallat olmaktadır.

Tüyler ürperten, gerçekten yaşanmış bir hikâye!

Koltuğa çakılıp kalmanızı sağlayacak gerçek bir olayı anlatan, başarılı bir biyografik belgesel!

Orijinal adı The Imposter olan Hayat Avcısı, gerçekten yaşanmış bir olayın sinematografik bir şekilde kurgulanarak hazırlanmış belgeselinden oluşuyor.

Tüyler ürperten, gerçekten yaşanmış bir hikâye!Belgesel kelimesi geçti diye hemen dudak bükmeyin; aynı heyecanlı bir gerilim filmi izliyormuşsunuz hissini yaşıyorsunuz, o yüzden sinematografik kurgu dedim ya!

Bart Layton’ın yönetmenliğini yaptığı The Imposter, 2013 BAFTA Ödülleri’nde En İyi İlk Filmini Çeken Yönetmen ödülünü aldı.

Spoiler içermeden, belgeselde anlatılan gerçekten yaşanmış olaydan biraz bahsedecek olursak:

Amerika’nın Teksas eyaletinde yaşayan bir ailenin en küçük çocuğu olan 13 yaşındaki Nicholas Barclay; 1994 yılının Nisan ayında bir gün şehrin biraz dışındaki basketbol sahasından, San Antonio’daki evine geri dönerken ortadan kaybolur.

http://www.youtube.com/watch?v=2LuFOX0Sy_o

Ailenin ve polisin arama çalışmalarından bir sonuç çıkmaz ve herkes Nicholas’ın öldüğüne inanmaya başlar.

1997 yılında aniden, Nicholas’ın İspanya’da bulunduğuna dair bir haber gelir. Bu sevinçli haber karşısında mutluluktan şoka giren ailenin yetişkin kızı Carey, kardeşini almak üzere İspanya’ya doğru yola çıkar.

İspanya’dan alıp eve getirdikleri Nicholas kaybolduğu 3 yıl süresince işkencelere maruz bırakıldığından ve kaçırıldığından bahseder. Küçüklük haki sarışın ve mavi gözlü tipik bir Amerikalı olan Nicholas’ın son hakli esmer ve kahverengi gözlüdür hâl ve tavırları da oldukça gariptir.

Nichoas Bourdain olduğunu iddia eden ve aile ile aynı evde yaşamaya başlayan bu kişi aslında Nicholas değil, onun hayatını çalmaya çalışan sahtekâr Frederic Bourdain’dir.

Olayın iç yüzünü ise özel bir dedektif ortaya çıkarmaya çalışacak, fakat bu durum bazı kişilerin hiç hoşuna gitmeyecektir.

Bütün olayı anlattın yahu, dediğinizi duyar gibiyim; hayır olayın bu kadarını zaten tüm dünya biliyor, belgeselde ortaya çıkarılan olayın iç yüzü tam da bu noktadan itibaren başlıyor!

Tam konuyu takip edip anladım dediğiniz anda, size ters köşe vuracak bir belgesel!

Gerçekten izledikçe şok olacaksınız ve tüm bu olaylar nasıl gerçekten olmuş, hayret edeceksiniz!

Üstelik belgeselde, geçmişe dönük kurgu sahnelerinde profesyonel oyuncular oynamasına karşın; olayın genelinin anlatıldığı belgesel sahnelerinde, şahısların birebir kendileri yer alıyor!

Aileyi ve Nicholas Barclay’in yerine geçen Frederic Bourdain’i bizzat görüyorsunuz ki, bu da belgeseli daha da çarpıcı ve etkileyici kılıyor!

Yakın Tehdit’le cuma akşamı koltuğa adeta çivilendik!

Temposu hiç düşmeyen kaliteli bir gerilim – suç filmi izlemek istiyorsanız doğru yerdesiniz!

Güzel bir ev atmosferinde masum ailelerin başına gelen olaylardan oluşan hırsızlı gerilim filmlerini severim sayın seyirciler, Yakın Tehdit de bunun güzel bir örneği!

Yakın Tehdit’le cuma akşamı koltuğa adeta çivilendik!Joel Schumacher’ın yönetmenliğini yaptığı filmin başrollerini Nicholas Cage, Nichole Kidman ve Cam Gigandet paylaşıyor.

Başarılı ve ünlü oyuncuları ve yönetmeniyle Yakın Tehdit, türünün oldukça kaliteli ve temposu hiç düşmeyen başarılı bir örneği!

Hazır ülkemizde yeni vizyona girmişken eğlenceli bir gece geçirmek için, Yakın Tehdit’i sinemada izleyebilirsiniz; ama dikkat edin, bu heyecanlı atmosfer içerisinde patlamış mısırlar boğazınıza takılmasın!:)

Filmin konusu kısaca şöyle:

Oldukça zengin bir aile olan Millerlar göz kamaştırıcı evlerine yeni taşınmışlardır. Büyüleyici bir lüks içerisinde özenilen bir yaşama sahip olan aile, bir akşam polis kılığında içeri giren bir grup soyguncunun yarattığı dehşet verici olaylara maruz kalırlar.

Nispeten uzunca bir film olan Yakın Tehdit’te, başarılı oyunculukların yanı sıra temponun bir an olsun düşmemesi oldukça hayranlık uyandırıcı!

Korkudan tir tir titreten Mama!

Son zamanların en iyi korku filmlerinden biri!

Korkudan tir tir titreten Mama!Korku filmi özel ilgi alanıma giriyor sevgili okuyucular, bu nedenle öyle her filme iyi diyebilecek bir referans noktasında değilim, çıtam epey yüksek!

Mama, gerçekten de son zamanlarda izlediğim en iyi korku filmlerinden biri! Trailer’ını izleyin, ondan bile ürpereceksiniz!:)

Guillermo Del Toro'nun yapımcılığında ve Andres Muschietti'nin yönetmenliğinde çekilen bir Kanada – İspanyol ortak yapımı olan Mama’nın başrollerinde Jessica Chastain, Nikolaj Coster-Waldau, Megan Charpentier ve Isabelle Nélisse oynuyor.

Konusu ise kısaca şöyle:

Ormanın derinliklerinde bir kulübede yaşayan Victoria ve Lily’nin anne ve babası öldürülür ve küçük yaştaki kız kardeşler mucizevî bir şekilde bu kulübede 5 yıl süresince hayatta kalmayı başarırlar.

http://www.youtube.com/watch?v=7Am7i7uM9r0

Şans eseri bulunmalarının ardından, toplumdan uzak bir şekilde yaşamış küçük kızlar zorlu bir rehabilitasyon sürecine girerler. Bu esnada amcaları Lucas ve birlikte yaşadığı sevgilisi Annabel kızları mahkeme yoluyla sahiplenir ve bundan böyle hep birlikte yaşamaları için evlerine getirirler.

Çocukların normal hayata adapte olmalarını engelleyen travma harici bir başka neden olduğunu düşünmeye başlayan Annabel, kızlarla konuşan bir fısıltı olduğunu keşfeder.

Ardı ardına yaşanmaya başlayan garip olaylarla birlikte, küçük kızların sürekli Mama adıyla seslendikleri bir hayaletin de onlarla birlikte eve geldiği ortaya çıkar.

Psişik konulu korku gerilim filmlerinin kaliteli bir örneği olan Mama, doğa üstü olaylardan etkilenenlerin gerçekten de tırsacağı bir film!

Hâlihazırda vizyonda olan Mama’yı, korku filmi seviyorsanız mutlaka sinemaya gidip izleyin, kesinlikle adrenalin seviyeniz evde izleyenlere göre daha da artacak!

Sinemada yakalama şansı bulamayanlara da tavsiyem, evin tüm ışıklarını kapatıp mutlaka bir arkadaşla birlikte izlemeleri!

Kıyamet Günü, tsunami felaketini size birebir yaşatacak!

Bu filmin % 70’ini hüngür hüngür ağlayarak izledim ama değdi, sonunda halimize ettiğim binlerce şükür de cabası oldu!

Kıyamet Günü, tsunami felaketini size birebir yaşatacak!Felaket filmlerini sevmem aslında, ne gerek var kötü olaylar her zaman ve olacağı zaman engellenemez bir biçimde oluyor, bir de ekstradan senaryolaştırılmış hallerini izleyip de yüreğimizi daraltmaya ne gerek var diye düşünürüm!

Ama, bu filmdeki hikaye gerçek! 26 Aralık 2004 yılında Tayland’da yaşanan dünyanın en büyük tsunami felaketinden tam tekmil sağlam çıkmayı başarmış bir ailenin mucizevi kurtuluş öyküsüne dayanıyor!

Filmin orijinal adı Lo Imposible yani İmkansız, hakikaten de beş kişilik bir ailenin böylesi bir kıyametten full kadro sağ çıkmayı başarabilmeleri neredeyse imkansız bir olay, kaderden başka hiçbir kavramla açıklanamayan bir fenomen!

http://www.youtube.com/watch?v=Bgw394ZKsis

Juan Antonio Bayona’nın yönetmenliğini yaptığı filmin başrollerinde Ewan Mcgregor ve Naomi Watts’ı izliyoruz.

Yukarıda olayın aslından bahsettim ama kısaca bir daha filmin konusunu anlatacak olursak:

Maria ve Henry üç oğullarıyla birlikte yılbaşı tatillerini geçirmek üzere Tayland’ın tropik bir yarım adasında bulunan denize sıfır bir tatil köyüne giderler.

Yılbaşı akşamını eğlenerek büyük bir mutlulukla geçiren aile, ertesi gün havuz başında zaman geçirirken birden dev tsunami dalgaları üstlerine gelmeye başlar.

Bu andan itibaren yaşanan can pazarına, kurtulma hikâyelerine, ayrılıklara ve kavuşmalara tanıklık edeceğimiz son derece dramatik bir hikaye ile baş başa kalıyoruz.

Film gerçekten çok kaliteli bir yapım ve efektleri, oyunculukları ve mekânları oldukça profesyonelce, size tsunamiyi bizzat yaşatıyor desem tam yeri!

Türünün iyi örneklerinden biri olan bu filmi izleyip de halimize şükretmemek mümkün değil!

zp8497586rq
zp8497586rq

Bu ‘Medyum’ tüm kırmızı ışıklardan geçiyor!

Öncelikle hemen belirteyim; film hakkında bir tanıtım ve mini bir yorum yazacağım, dolayısıyla filmi izlemediyseniz bile yazımı okuyabilirsiniz!

Bugünlerde vizyonda olan en etkileyici gerilim filmlerinden biri olan Red Lights nam-ı diğer Medyum; gerçekten türünün oldukça başarılı bir örneği!

Robert De Niro, Sigourney Weaver ve Cillian Murphy’nin şahane oyunculukları arasında geçen ve bu tansiyonu hiç düşmeyen filmin konusu ise şöyle:

Paranormal olaylar ve yetenekler konusunda araştırmalar yapan kuşkucu bilim kadını Dr. Margaret Matheson (Sigourney Weaver) ve onun genç asistanı Tom Buckley (Cillian Murphy), paranormal olay ve yetenekleri Matheson’ın “kırmızı ışıklar” adını verdiği bir metotla çürütmeye çalışmaktadır.

Kırmızı ışıklar tezi yaşanan her doğaüstü olayın ardında gizli bir takım hileler olduğu varsayımına dayanmaktadır.

İki akademisyen bir yandan olayların peşine düşüp yalanı ve doğruyu ayırt etmeye çalışırlarken bir yandan da zihinlerindeki inanç denizi ile boğuşmaktadırlar.

Bir de olaya dünyaca ünlü efsanevi kör medyum Simon Silver (Robert De Niro) karışınca, bilimsel araştırmalar ve paranormal olaylar arasında tam bir kördüğüm yaşanmaya başlar.

http://www.youtube.com/watch?v=KwXoB2m8lvI

Akıllıca bir senaryo, ters köşeler ve sürekli yükselen bir tansiyon, filmde yer alan aktör ve aktrislerin mükemmel oyunculuğu ve yüksek bir bütçenin yansıttığı kalite ile de birleşince, ortaya gerçekten izlenesi bir film çıkıyor!

Medyum her kesimden izleyicinin izleyebileceği düzeyde klas ve ölçülü sahnelerden oluşuyor, rahatsız edici sahneler içermiyor. Bugüne kadar gördüğüm az sayıda klas gerilim filmlerinden biri!

Son bir yorum daha yapacak olursam, bu filmin 3 başrol oyuncusu da bence cast olarak çok iyi seçilmiş. Robert De Niro’yu medyum, Sigourney Weaver’ı kuşkucu bir bilim kadını ve buz mavisi gözleriyle Cillian Murphy’i bir metafizik araştırmacısı olarak izlemeye bayıldım!

İçinde ne saklı olduğunu asla bilemezsin!

Yüksek doz gerilim!

Korku

filmi izleyemem, bir ordu ile bile olsa izleyemem. Ama merak ederim, araştırırım, sonunda izlemiş kadar olsam da izlemiş gibi korkmam.

28 Aralık’ta vizyona girecek olan HTR2B – Dönüşüm‘ün konusunu okuduğunuzda, farklı bir Türk tipi korku filmi olduğunu ve yüksek dozda gerilim yaratacağını anlayabilirsiniz.

Filmin yönetmeni Osman Evre Tolga’nın bir gazete haberinden yola çıkarak kurguladığı filmin kadrosunda Serkan Altunorak, Veda Yurtsever İpek, Ahmet Somers, Damla Özen, Teoman Kumbaracıoğlu, Canan Maktal, Tuğrul Tülek gibi isimler yer alıyor.

http://www.youtube.com/watch?v=87gmxqN86r8

Bu filmde beklentiler yüksek!

Araştırdığım kadarıyla Türk korku filmleri açısından belki de bir devrim olacağı kanaatinde, beklentileri yüksek bir kitle var. Başta dediğim gibi konusu da bu hissi veriyor;

Haziran ayının sakin ve güzel akşamında, aile yemeğine hazırlanan huzurlu insanlar… Fakat evlerinin bulunduğu ormanı kimlerle paylaştıklarından habersizler. Ormanın derinliklerinde saklı ve yasa dışı bir klinikten kaçmış deney kobayları kol geziyor. Zira onların doğaları değiştirilmiş ve acıma, merhamet gibi duyguları yok. Aile birbirlerini koruma içgüdüsüyle korku içinde hayatta kalmaya çalışırken kimin daha vahşi olacağını ise kimse bilemez

Bir ana haber bülteni haberiyle çıkış noktasını oluşturan film, büyük ilaç firmalarının, yeni ürettikleri ilaçları piyasaya sürmeden önce, üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan ve bu ilaçlar piyasaya sürülmeden önce firmalar tarafından kobay olarak kullanılan insanların hikayesini konu alıyor.