Felekten bir geceye daha hazır mısınız?

Sanırım, hayatımda izlerken en çok eğlendiğim filmler Hangover 1 ve yine Hangover 2! Bu kadar komik adamla, bu kadar başarılı ve eğlenceli bir yönetmenin bir araya gelmesi adeta şahane. İşte şimdi sonuncusunu da yapmışlar; Hangover 3!

Filmin konusu uzun bir süre gizli tutulmak istenmişti ama, resmi fragmanından şöyle anlıyoruz; Babası vefat eden Alan, yani Zach Galifianakis, mafya tarafından kaçırılıyor ve her nasıl oluyorsa film Los Angeles'ta sona eriyor. En iyisi izleyip sonucunu öğrenmek.

Yönetmen koltuğunda yine Todd Philips yer alırken, başrollerimiz ise tabii ki çekirdek kadromuz: Bradley Cooper, Zach Galifianakis ve Ed Helms.

http://www.youtube.com/watch?v=KLAkxSjs8ZY

En güzel bekleyiş sona eriyor: Before Midnight

Before Midnight'ı izlemeyi mi daha çok istiyorum yoksa onun güzel bekleyişini yaşamayı mı bilmiyorum. Ama sonunda oluyor işte, kimimizin ergenliğinde başlayıp, onunla birlikte gençliğini yaşayan ve şimdi de olgunluk zamanlarına eşlik edecek olan film serisinin üçüncüsü, Before Midnight geliyor!

Serinin ilk filmi 1995 yapımı Before Sunrise ve ikinci filmi 2004 yapımı Before Sunset'ten sonra, sıra geldi bu uzuun bekleyişlere son vermeye. Yönetmen Richard Linklater başrol oyuncuları Ethan Hawke ve Julie Delpy'i tekrar bir araya getirmiş, bize de arkamıza yaslanıp onları izlemek düşmüş.

İlk filmde bir trende tanışıp Viyana'da birlikte bir gece geçiren, ikinci filmde Paris'te karşılaşıp eski günleri anan iki genç, şimdi evlenmiş, iki çocuk sahibi olmuş bir şekilde Yunanistan tatillerinde ilişkilerini sorguluyor. Bu arada senaryonun, filmin yönetmeni ve iki başrol oyuncusunun eseri olduğunu söylemeden geçmemek gerek!

Vizyon tarihi ise 19 Temmuz. Alın size yazı beklemek için bir sebep daha!

http://www.youtube.com/watch?v=NxLRT3IVasc

7 Psikopat’ı izlemek veya izlememek!

İzledim ve çok pişmanım diyenler el kaldırsın!

Film izlemeyi gerçekten çok severim; film çok güzel çıkarsa zamanımı ne iyi ettim de bu filmi izlemeye ayırdım diye düşünürüm.

Film çok da iyi çıkmazsa, hani idare eder konumundaysa yine olsun hayattan bir kesit izledim ve farklı olaylara ve karakterlere ait iç görü kazandım der avunurum.

Ama filmin hiç oluru yoksa, içi boşsa, bana hiçbir anlamda hiçbir şey katmıyorsa; o zaman işte gerçekten harcadığım zamana yanar, hayatımdan çaldığımı hisseder ve o dakikalarıma acır ve üzülürüm!

İşte 7 Psikopatın ardından tam da bu son cümlelerim gibi hissettim; çok üzüldüm, hayatımın 2 saatini bir hiç uğruna harcadığıma yandım!

Üstelik de bu filmi izlemiş ve “aa çok iyi film yaa” diye tavsiye etmiş en az 3 arkadaşım olmuştu, bu arada hepsi de erkekti belirteyim!

Filmin konusu kısaca şöyle:

Senaryo yazarı Marty, yeni filmi için bir şeyler yazma konusunda tıkanmıştır. Hiç bir şey üretmeden kendini içkiye vererek günlerini geçiren Marty'ye cin fikirli çılgın ve biraz da garip arkadaşı Billy içten içe yardım etmeye karar verir ve Los Angeles'ın en azılı mafyalarından birinin çok düşkün olduğu köpeğini çalar. Böylece başlayan olaylar ikiliye soluk soluğa bir macera yaşama fırsatı verir.

Filmi yerden yere vurasım var aslında ama izlememişler için spoiler içeren bir yazı olsun istemiyorum, sadece şiddetle izlememenizi tavsiye ediyorum.

Zira bence filmin bir mesajı yok, bir duygu bir düşünce geçirmiyor, filmin ardından bir tat kalmıyor zihninizde ve karmakarışık zorlama bir senaryo içerisinde içip içip komiklik olsun diye öylesine çekilmiş abartılı sahneler izliyorsunuz bence!

Bu filmin tek bir yararı olabilir geyik bir erkek grubu bir araya gelir hem içki muhabbeti yapar hem de bir yandan bu filmi izlerse “oha abi o neydi öyle lan” gibi geyik muhabbetleri türetebilirler filmden bolca; zira filmin tümü şaka gibi, filmin tümü kocaman bir geyik muhabbetinden ibaret!

Aklıselim hiçbir kadının vaktini bu boş film ile harcayacağını sanmıyorum!

Woody Allen dönüyor!

Midnight in Paris gibi bir başyapıttan sonra To Rome With Love ile bir nebze de olsa hayal kırıklığı yaratan Woody Allen, Blue Jasmine isimli yeni filmiyle Eylül’de vizyonlara dönüyor.

New Yorklu, gösterişli bir hayat yaşayan ev kadının hikayesini anlatan filmde, lükslerinden dolayı iflasın eşiğine gelen kadının San Francisco‘ya, daha önce tanıştığı kendisine maddi olarak yardım edeceğini düşündüğünü adamın yanına yapacağı seyahat anlatılıyor.

Başrollerde Cate Blenchett, Allen’in vazgeçilmezi olan Alec Baldwin ve Sally Hawkins yer alıyor.

80’li yılların bilgisayar ve atari oyunlarına göz kırpan Oyunbozan Ralph!

80’li yıllarda çocukluğunu yaşayan oyun tutkunlarını mest edecek bir animasyon!

80’li yılların bilgisayar ve atari oyunlarına göz kırpan Oyunbozan Ralph!Oyunbozan Ralph’i, tamamen sıkıcı bir günde izleyecek başka hiçbir şey bulamamışken oflaya pofflaya izlemeye başladım.

Filmin ilk 5 dakikasından sonra önyargılarım dondurma gibi erimeye başladı ve 15. dakikadan itibaren filmi çok sempatik bulmuş, ilgiyle izlerken yakaladım kendimi!

Filmin ardından ise kesinlikle çok sevimli bir tat kaldı aklımda ve herkese tavsiye etmeye başladım!

Comodor 64 ve Amiga döneminde çocukluğunuzu yaşadıysanız o dönemin oyunları birçok yaşıtınız gibi sizde de büyük bir iz bırakmıştır.

Oyunbozan Ralph’in konusu eski tip bir atari salonunda geçiyor ve birdenbire kendimizi tadına doyamadığımız o oyunların içerisinde buluyoruz!

Oyunbozan Ralph bir atari oyunu içerisinde yaşayan kötü karakterdir. Görevi binaları yıkmak olan Ralph, oyunun iyi kahramanının tüm ilgi ve sevgiyi üzerine çekmesinden ve kötü karakter olmaktan çok sıkılmıştır, zaten özünde de tatlı ve iyi kalpli bir karakter saklıdır.

İyi bir kahramana olabilmesi için bir madalya sahibi olması gerektiğini öğrenen Ralph kendi oyununun dünyasından çıkarak atari salonundaki diğer makinelerin oyunlarının dünyasına gider ve diğer oyunlarda bir madalya kazanabilmek için büyük bir maceranın içerisine atılır.

Bu maceranın başında yolu Sugar Rush oyununda rastladığı Vanellope ile kesişir. Vanellope ele avuca sığmayan muzip, tatlı ve heyecanlı karakteri ve başına açtığı olaylarla Ralph’in hayatını değiştirecektir!

Rich Moore’un yönetmenliğini yaptığı animasyonda Ralph karakterini John C. Reilley, Vanellope karakterini ise Sarah Silverman seslendiriyor!

Retro oyun rüzgarlarına kapılıp renkli, sevimli ve ince esprilerle dolu bir animasyon seyretmek için mutlaka bu filme bir şans verin diyorum!

Cannes afişi belli oldu!

Bu yıl 15-23 Mayıs tarihlerinde 66.sı düzenlenecek Cannes Film Festivali'nin resmi afişi belli oldu. Festivalin sürprizi ise; Jüri başkanı olarak atanan Steven Spielberg ve açılış filmi olarak gösterilecek olan The Great Gatsby!

http://www.youtube.com/watch?v=rARN6agiW7o

Uzun Boylu Esmer Adam'ı vizyondayken mutlaka izleyin!

Hayattan en büyük beklentimiz bizi mutlu edecek bir küçük aşk!

Woody Allen filmlerini severim; o filmlerde özenle yaratılmış, ince detaylarla bezeli kendi hayatlarımızın adeta küçük birer yansıması olan gerçekçi hikayeler ve karakterler beni hep büyülemiştir.

2010 yapımlı bir film olmasına rağmen Woody Allen’ın yazarlığını ve yönetmenliğini yaptığı Uzun Boylu Esmer Adam, ülkemizde henüz vizyona girdi.

Hemen filmi sizler için izledim ve yıldızlı pekiyi vererek, henüz filmi izlememişlere bir tavsiye yazısı yazmak istedim.

Filmin kadrosu çok sağlam, kimler oynamamış ki bu filmde; Anthony Hopkins, Naomi Watts, Josh Brolin, Antonio Banderas, Gemma Jones başrollerde ilk göze çarpan ünlü isimler arasında yer alıyor.

http://www.youtube.com/watch?v=Iir9Drpnx64

Spoiler vermeden kısaca filmin konusuna değinecek olursak:

Orta yaş üstü bir çift olan Alfie (Hopkins) ve Helena (Jones) ile kızları Sally (Watts) ve yazar kocası Roy (Brolin)’u çevreleyen aşk, ilişkileri, hayaller ve herkesin kendi iç dünyasına özgü ihtiraslı istekleri konu alan ve her karakter bazında ince ince hikâyeleştiren film; romantik dram sevenlerin kaçırmaması gereken bir yapım!

Woody Allen filmlerini sevmemin bir nedeni de; mükemmel hikâyeler ve mükemmel karakterler yerine, yönetmenin hikâyelerinde son derece gerçekçi insanlık hallerine odaklanması!

Böylece Allen filmlerinde, büyülü sinema dünyasının mükemmelliğine ait bir hikâye değil de; hepimizin başına gelebilecek yaşayıp deneyimleyebileceğimiz hayatın içinden durumlar, hikâyeler ve karakterler bulup kolayca özdeşleşebiliyoruz!

Kısacası Uzun Boylu Esmer Adam zevkle izlenen hoş bir film, insanların iç dünyalarını doğru gözlemlemekte bence Woody Allen’ın üzerine yok!

Ayrıca birbirinden ünlü oyuncuların başarılı performansları, filmi daha da izlenilesi kılmış!

zp8497586rq

Yaşamak için yola çıkmak gerek!

Muhteşem bir oyuncu kadrosu, “ne hayatlar varmış be” dedirtecek eğlenceli bir senaryo!

Yolda geçirilen zamanı ve yolda olmayı serüvenin kendinden sayanlar tam bir yol filmi olan On The Road’u kesinlikle çok beğenecekler!

Yaşamak için yola çıkmak gerek!Bu filmde yolun sonunda olacak nihai bir olaydan ziyade, bizzat yolun kendinde anlık şekillerde var olan keyifli, heyecanlı kimi zaman dramatik kimi zamansa traji-komik hikâyeleri seyredeceksiniz!

Hani hepimizin efsanevi üniversite zamanlarına ait “biz şöyleydik efendim böyle yaşardık şunları yapardık”lı hikâyeleri vardır ya, işte bu filmin tadı da aynı o hikâyelerde var olan sıcak samimiyeti ve etkileyiciliği taşıyor!

Üstelik bu hikaye 60’lı yılların Beat jenerasyonu döneminde geçiyor o yüzden çok retro bir havaya sahip ve nostaljik dolayısıyla da bence oldukça ilgi çekici ve izlenilir!

Ben çok beğendim şiddetle de tavsiye ederim, hatta kafa bir arkadaş grubunuz varsa filmi birlikte izleyin baya muhabbeti dönecek bir film On The Road!

Jack Kerouac’ın aynı isimli romanından Jose Rivera tarafından senaryolaştırılan ve Walter Salles’in yönetmenliğini yaptığı film, adeta bir ünlüler geçidi! Bütün karizmatik aktör ve aktrisler sanki bu filmde toplanmış!

Başrollerde Kristen Stewart, Kirsten Dunst, Sam Riley ve Garrett Hedlund’u izliyoruz.

Yardımcı rollerde ise Amy Adams, Tom Sturridge, Elizabeth Moss ve Viggo Mortensen yer alıyor.

Filmin konusu kısaca şöyle:

Genç yazar Sal Paradise’ın hayatı, özgür ruhlu çılgın bir genç olan Dean Moriarty ve kız arkadaşı Marylou ile tanışmasıyla kökünden değişir.

3 genç ülkeyi baştanbaşa gezecekleri çılgın bir yol macerasına atılırlar. Yol boyunca karşılaştıkları kişiler ve olaylar her birinin hayat hikâyesini dramatik bir biçimde değiştirecektir.

Aşk Oyunu ile güzel bir pazar keyfi!

Erkeklerin de izlemeye dayanabileceği türden romantik bir film!

Bu hafta sonu Gabriele Muccino’nun yönetmenliğini yaptığı ve başrollerinde Gerard Butler, Jessica Biel, Dennis Quaid, Catherine Zeta Jones ve Uma Thurman gibi birbirinden ünlü ve başarılı oyuncuların yer aldığı Aşk Oyunu’nu izledim.

Romantik filmlerden hoşlanan biri olarak filmi çok beğendim; romantik filmlerden hoşlanmayan biri olarak eşim ise, bu filmi şikâyet etmeksizin izlemeye katlanabildi!

Dolayısıyla bu filmi direkt, erkeklerin de sıkılmadan izleyebilecekleri romantik filmler kategorisine ekleyebilirim!

Aşk Oyunu, sadece romantizm üzerine kurulmuş bir hikâyeden ziyade; bir ailenin birbirleriyle kurdukları iletişimi konu alan, eğlenceli bir film.

Konunun içerisinde az biraz futbol da olması, sanırım filmi erkekler açısından daha dayanılabilir kılan etmenlerden biri!

Ünlü bir futbol oyuncusu olan George Dryer, sakatlanır ve spor kariyerini ve onun bir getirisi olan şaşalı yaşamını yitirir. Bu esnada karısından boşanır ve 4 yaşındaki oğlunu da terk eder.

Parasız, işsiz ve ailesiz kalan George’un aklı birkaç yıl sonra başına gelir ve oğlu ile kaybettiği iletişimi yeniden kurmak için karısının yaşadığı Virginia eyaletine taşınır.

Burada oğlunun futbol takımının koçu olarak işe başlar ve bu iş sayesinde şehrin zengin iş adamlarından biri olan Carl ve takımdaki çocukların anneleri Dennis, Barb ve Patti ile tanışır.

Yeni yaşamında George, oğlunun ve başka bir adamla evlenmek üzere olan eski karısının kalbine yeniden girmeyi ve hayatını değiştirmeyi denemeye başlar.

Bu kadar ünlü oyuncuyu bir araya getiren bu filmi, hazır vizyondayken kaçırmayın derim; sakin ve eğlenceli bir akşam için ideal olabilir!

3 kıta bir film: Selam

Yönetmenliğini Levent Demirkale‘nin yaptığı, 3 kıtada çekilen ilk Türk filmi olma özelliğini taşıyan “Selam”, 29 Mart’ta vizyona giriyor. Harun Zehra ve Adem öğretmenin hikayesi filmin resmi internet sitesinde şöyle anlatılıyor:

“Bu destansı hikaye bundan 25 yıl önce birkaç düzine kara sevdalının Anadolu’nun bağrından haritada yerini dahi bilmedikleri dünyadaki farklı ülkelere gidişlerinin öyküsüdür. Bu hikaye, idealleri peşinde yaşatmak için yaşamanın sırrına erenlerin; arkalarına bile bakmadan, gurbet ve yad eller demeden, evlerinden, yurtlarından anne ve babalarından yar ve yaranlarından ayrılanların hikayesidir.

Onlar sadece “sizi burada bir çift göz, gideceğiniz yerlerde ise binlerce göz bekliyor” sözüne eşlik eden gözyaşlarının, kalplerine verdiği ilhamla yola çıktılar. Dünyanın farklı coğrafyalarında ve bambaşka kültürlerinde gönüllerindeki ülke tutkusunu, memleket sevdasını hizmet aşkıyla bastırarak mağriplere maşrıklara gittiler.

Onlar, yani isimsiz kahramanlar…

Gittikleri yerleri vatanları, karşılarına çıkan farklı renk ve dildeki insanları ise kardeşleri bildiler. Hiçbir beklentileri olmadan, makam, mevkii, şan, şöhret ve rahatlık kelimelerini lügatlarından silerek, insanlığa yeni bir ses, farklı bir nefes olarak gittiler.

Heybelerinde fedakarlık ve iyilik, dillerinde ise gülen bir selam vardı. Gidilen her ülkede destanlık birer konu ve solmayan birer hatıra oldular.”

Başrollerde ise Burçin Abdullah, Yunus Emre Yıldırımer, Turgay Kürkçü yer alıyor. Geçtiğimiz günlerde ise filmin son fragmanı yayınlandı.